"Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır. Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, "Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek; “Demek adliyeyi ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lazım.” diyecektir. Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, "Ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir." İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!"

13 Eylül 2010 Pazartesi

ARTIK ÖNÜMÜZDE BU TÜRKİYE VAR

Bir referandum süreci daha sona erdi ve AKP anayasa değişiklikleri kabul edildi. Sonuçların Yüksek Seçim Kurulu tarafından Resmi Gazete’de açıklanmasından itibaren değişiklikler yürürlüğe girecek.

Başta siyasiler, “evet’çi” cephenin yürüttüğü propagandalar yalan, demogoji, tehdit ve şantajla doluydu. Yapılan baskılar o düzeye çıktı ki, mahalle ya da toplumsal baskıya dönüşüp, gözdağı verme, korkutma aşamasına kadar geldi.

Her şeyden önce değişikliklerin tümünün tek oylamaya sunulması, halkın iradesine saygısızlık ve o irade üzerine ipotek koyma anlamı taşımaktaydı. Yargı bağımsızlığını yok edip AKP yargısı yaratacak değişiklikler, “temel hak ve özgürlükleri geliştiriyoruz” ile “sendikal hakları artırıyoruz” tezgahlaması ile halkın gözünden kaçırıldı.

TEHDİTLER TUTTU
Başbakan ve bakanların tehdit edici söylemleri, çeşitli toplum kesimleri üzerinde büyük bir baskı oluşturdu. Başbakan;

“Dostluğumuz ne kadar değerliyse, düşmanlığımız da o kadar şiddetlidir”,
“Bitaraf olan bertaraf olur”,
“Hayır diyenler darbecidir”,
“Hem hayır diyeceksiniz, hem toplu sözleşme isteyeceksiniz”,
“Bugün evet diyenlere sessiz kalanlar, yarın huzurumuza geldiğinizde biz de size sessiz kalırız”,
“Hayır cephesinde CHP, MHP, BDP, TKP, İP, YARSAV ve çeteler var”,
“Dedelerden talimat alma devri bitiyor.”

Söylemleriyle, bir yandan hayır diyen tüm yurttaşları darbecilikle suçlarken, öte yandan iş adamlarını ve YARSAV’ı yok etmekle tehdit etti, meslek odalarını ve kamu görevlilerini uyarmaktan, Alevileri karşısına almaktan çekinmedi.

İŞ ALEMİ YANAŞIK DÜZENDE
Sanayi ve Ticaret Bakanı “Referandumda hayır çıkarsa iş adamları beni aramasın” deyip, bu tehdide katıldı.

AB üyelik sürecinden sorumlu Devlet Bakanı Egemen Bağış, iftar çadırında yaptığı konuşmada, “Bu paketin içeriğini okuduktan ve ülkeye neler kazandıracağını gördükten sonra bu pakete ‘hayır’ diyenlerin ya aklından zoru vardır ya da vatan sevgisiyle ilgili bir sıkıntısı vardır” diyerek, kendisi gibi düşünmeyenlere hakaret etti.

“Evet” kampanyasına destek veren Fethullah Gülen, önce “herkes hatta mezardakiler bile bu değişikliklere evet oyu vermeli” derken, sonra bununla da yetinmedi ve evet’çilere bir de görev verdi: “Herkes en az 10 kişiyi sandığa götürüp evet oyu kullandırmalı”.

HAK-İŞ Başkanı’nın, işadamlarını kastederek, “Anayasa değişikliğine sessiz kalanlar sivil toplum konsomatrisidir” suçlaması, AKP’ye destek vereceğim diye yaratılan başka bir rezaletti.

BEDELLİ ASKERLİĞİN BEDELİ
Baskılar yalnız söylemlerde kalmadı, eylemlere de yansıdı.

Kışlaya politika girmesin diyenler, Bayram ve Cuma namazları sonrası cami avlusunu “evet” mitingi alanına dönüştürmekten çekinmediler.

İftar sofraları ve türbe ziyaretleri “evet” mitingine dönüştürüldü.

Oy avcılığı için bedelli askerlik ısrarla gündemde tutuldu; prim ve vergi borçlarının yeniden yapılandırılması sözleri verildi; esnaf kredilerinin faizleri düşürüldü; üniversite harçlarına zam yapılmadı.

AFİŞ ASANA 250 LİRA
Tüm bilboardlar “evet” afişleriyle donatıldı. Evlerine “evet” afişleri asanlara 250 TL verildiği söylendi.

Başbakan muhtarlara “evet” denilmesi çağrısı içeren yazılar yazdı. Valiler ve kaymakamlar sosyal yardımlaşma fonu kesesinin ağzını sonuna kadar açtılar; kömür, gıda, para yardımları hız kazandı.

Kaymakamların köy muhtarlarına, “şayet köyden evet oyu çıkmazsa KÖYDES projesinden yararlanamayacakları” baskısı yaptığı basında yer aldı. (Sözcü, 02.09.2010)

Yandaş medyanın yoğun “evet” programları RTÜK tarafından görmezden gelinirken, karşıt görüşü savunan medya organlarına ceza yağdı.

Bir cemaat lideri “Referandum günü sandığa gitmek yerine umreye gitmek büyük vebaldir” diyerek “evet” propagandasında dini kullanmaktan çekinmedi.

Kısaca tüm Devlet olanakları ve gücü “evet” lehinde kullanıldı.

KİM TEKME TOKAT YEDİ
Bununla da yetinilmedi, baskı şiddete dönüştü. Denizli’de evinin karşısındaki “evet” afişini indirmeye çalışan emekli öğretmen, İstanbul Bahçelievler’de ve Ümraniye’de “hayır” bildirisi dağıtan CHP kadın kolları üyeleri ile Yeni Parti gençlik kolları üyeleri, sopalı saldırıya uğrayıp acımasızca dövüldü. Gaziantep’te üzerinde “hayır” yazan tişört giyen bir genç ile İzmir’de “hayır” çıkartması yapıştırmaya çalışan Türkiye Gençlik Birliği üyeleri polis tarafından gözaltına alındı.

Polis, “evet” propagandası yapanlara göz yumarken, “hayır” kampanyası yürütenlere göz açtırmadı.

Kamu yararına çalışan dernek statüsünde olduğu gerekçesiyle Atatürkçü Düşünce Derneği ve Halkevleri’ne propaganda yasağı getirilirken; her biri aynı statüde bulunan Türkiye Yazarlar Birliği, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD), Türkiye İşadamları ve Sanayicileri Konfederasyonu (TUSKON), Fakir ve Muhtaçlara Yardım Derneği, İlim Yayma Cemiyeti, Anadolu Sakatlar Derneği ve Kızılay’ın, kısaca siyasal iktidara yakın vakıf ve derneklerin “evet” kampanyasına göz yumuldu.

İşte bu baskılar sonucu, AKP anayasa değişiklikleri halkoyunda kabul edildi.

REFERANDUMA BİLGİSAYAR KATKISI VAR MI
Bu sonuca elektronik sisteminin katkısı oldu mu, onu bilemeyiz. Ancak bu konuda iki hususu hatırlatmak isteriz. CHP Adana Milletvekili Tacidar Seyhan’ın, halkoylamasında seçim sistemine müdahale edilerek, yazılımın % 52-53 “evet”e göre programlanacağı; oy kullanmayanların bir kısmının kullanmış gibi gösterilerek “evet” hanesine kaydırılacağı kuşkusu bulunduğunu dile getirdiği gazetelerde yer aldı.

Arkasından, daha halkoylaması yapılmadan ve sonuç belli olmadan, sanki değişiklikler kabul edilmiş gibi, Adalet Bakanlığı’nın, HSYK’na seçilecek 1. sınıf yargıç ve savcılar için çalışma başlattığı, adliyelere ve bölge idare mahkemelerine gizli listeler dağıttığı ve seçilmesini istediği kişileri empoze etmeye çalıştığı, YARSAV Başkanı tarafından açıklandı.

Son olarak, kırsaldaki kadın seçmenin, cemaat ve tarikat üyelerinin ve aşiret mensubu seçmenlerin, ne yazık ki oylarını kendi iradeleriyle kullanmadıklarını da eklemek isteriz.

ANAYASA MAHKEMESİ AKP’LİLEŞECEK Mİ
Ve sonuç…

1) Anayasa Mahkemesi yönünden:

Bu sorunun ilk yanıtını Başbakan’ın İzmit mitinginde yaptığı konuşmada bulmaktayız. Diyor ki Başbakan; “İnşallah 12 Eylül milat olacak. Hukuk, adalet, sosyal devlet adına yeni bir başlangıç olacak. Daha kapsamlı bir anayasa için önemli bir adım olacak. Bu yaptığımız değişiklik her şey değil. 2011 genel seçimlerini de farklı kazanacağız. Daha farklı, daha güçlü geleceğiz. O zaman anayasa üzerinde yapacağımız değişikliğin kilidini oluşturuyor. Şimdi bu adımı atıyoruz.”

Yani bundan sonra, Türkiye Cumhuriyeti’ni daha İslami bir yapıya kavuşturacak, federasyon ve bölünme getirecek, başkanlık sistemini kabul edecek anayasa değişiklikleri yapılacaktır. Ancak, bu değişikliklere “dur” diyecek bir Anayasa Mahkemesi bulunmayacaktır. Böylece, “ulus devlet”, “üniter devlet”, “laik devlet” yapısına veda etmek, bölünmüş bir ülkede “ılımlı İslam Cumhuriyeti” rejimini yaşamak zorunda kalınacaktır. Belki de bu değişikliklerin çoğu, Anayasa Mahkemesi’nden geri dönmeyeceğinden emin oldukları için, yasayla gerçekleştirilecektir.

“Laiklik” ve “bölünmez bütünlük” ilkelerine aykırı eylemlerin odağı olan bir siyasal partiyi kapatacak bir Anayasa Mahkemesi de bulunamayacaktır.

Kararlarıyla çağdaş, laik, aydınlanmacı Türkiye Cumhuriyeti rejiminin sürmesini sağlayacak bir Anayasa Mahkemesi’nden yoksun kalınacaktır.

Ve son olarak, AKP, Başbakan ve bakanların Yüce Divan’da yargılanma olasılığına karşılık “kendi yargıcını” yaratmış olacaktır.

Etkili bir anayasal denetim, muhalefet ve azınlık için, çoğunluğun tahakkümüne karşı bir hukuksal frendir. Türkiye artık bu frenden yoksundur. İktidarın gücünü, demokrasiyi yok etmemesi için sınırlandıracak bir Anayasa Mahkemesi bulmak, artık olanaksızdır. Böyle bir denetimsiz sistem, sivil diktaya, parti devletine ve tek adam yönetimine yol açacaktır.

YARGIÇLAR CEZALANDIRILACAK
2) Hakimler Ve Savcılar Yüksek Kurulu yönünden:

Değişiklikler sonucu yaratılan yandaş bir HSYK aracılığıyla,

- Yargıçlar ve savcılar, cezalandırma ve ödüllendirme yönteminin de yardımıyla daha da baskı altına alınarak, bağımsız ve tarafsız karar vermeleri önlenecek, siyasal iktidar gibi düşünüp karar vermeleri sağlanacaktır.
- Özel yetkili ve önemli yargı yerlerine yandaş yargıç ve savcılar atanacak, hatta giderek tüm yargı yerleri bu duruma getirilecektir.
- Yargıtay ve Danıştay üyeliklerine, yine yandaş yargıç ve savcılar seçilecektir.
- İdari yargının yetkisi kısıtlanacaktır.

Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ortadan kalkacak, taraflı yargı “adalete güven” duygusunu yok edecektir. Yani, devlete güven yok olacaktır. Artık yurttaşlar, davalı ya da davacı oldukları zaman “adalete” değil, “AKP’ye” sığınacaklardır.

Verdiği kararlarla Türkiye Cumhuriyeti’ni bir hukuk devleti olmaktan çıkarıp, bir korku imparatorluğuna dönüştürecek yargıç ve savcıların sayısı artacaktır. Yandaş yargıç ve savcılarla donatılan, bağımsızlığını ve tarafsızlığını yitiren mahkemeler ve yüksek mahkemeler, Atatürkçü yurtseverlerin, laik Cumhuriyet’i savunanların, cemaat ve siyasal iktidar karşıtlarının, hukuk ve ceza davaları yoluyla tam anlamıyla kabusu olacak; bu gibiler tümüyle sindirilip yok edilecektir. Bu yolla bir suskunlar ülkesi yaratılacaktır. Bunun için Hanefi Avcı’nın şu sözünün belleklere kazınması gerekir: “Özel yetkili mahkemelerin yargıç ve savcıları emsalleri ile değiştirilmezse, cemaat karşıtlarının özgürlükleri ve yaşamları güvencede olamaz.”

Tarikat ve cemaatlerin gölgesindeki siyasallaşmış bir yargının adaleti gerçekleştirmesi beklenmemelidir. Siyasal iktidardan yana taraf olan bir yargı, yurttaşların hak ve özgürlüklerini değil, yandaşı olduğu siyasal iktidarın ve onun mensuplarının çıkarlarını koruyacaktır.
Yaratılan yandaş yargı sayesinde Ergenekon, Deniz Feneri, yolsuzluk dosyaları AKP’lilerin istedikleri biçimde sonuçlanacaktır. Artık AKP’liler “yargıya güvenecekler”(!)dir.

Yasal ve hukuksal olmayan telefon ve ortam dinlemeleri; özel yaşamın gizliliği hiçe sayılarak medyaya servis edilen ses ve görüntü kayıtları; usulün hemen tüm kurallarına aykırı ev baskınları, gözaltına almalar ve tutuklamalar; tutukluluğun cezaya dönüştürülmesi; Türk hukuk tarihinde ilk kez, yüksek yargıya alt mahkemelerin başkaldırması; Yüksek Askeri Şura toplantılarından çok kısa süre önce ya da toplantı sırasında verilen “yakalama” ve “ifadeye çağırma” kararları, bu değişiklikle yargının ne duruma geleceğinin göstergeleridir.

KAMPLAŞMA DERİNLEŞECEK
Özelleştirmelerin 31 milyar dolara denk düşen % 78.8’lik bölümü, yargının tüm hukuksal direnmelerine karşın AKP iktidarı döneminde gerçekleştirilmiştir. Yine 80 yıllık Cumhuriyet döneminde yabancılara ancak 1 milyon metrekare toprak satılmışken, AKP döneminde yabancılara yapılan satış 54.5 milyon metrekareye ulaşmıştır. Bu anayasa değişikliğinden sonra, önünde yargı denetimi kalmayan özelleştirmelerde ve satışlarda patlama yaşanması kaçınılmazdır.

Daha önemlisi toplum, kamplara ayrılacak ve bölünecektir. Bu bölünme şimdi bile yaşanmaktadır. Laik-Dinci, Türk-Kürt, Sünni-Alevi bölünmesi toplumu sarmıştır. Yargıda bile “bizden-öteki” ayrımı yapılmakta, öteki’ne güvenilmemektedir. Bir yanda Batı’dan destek alan şeriatçı, bölücü/ayrılıkçı, 2. Cumhuriyetçi, liberal solcu güç birliği; öte yanda laik, demokratik Atatürk Cumhuriyeti’ni yaşatmaya kararlı yurtseverler.

İRANLAŞMA YOLU AÇILDI
Bu değişikliklerden sonra, Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Hükümet, Ordu, yargı, üniversiteler, güvenlik güçleri, istihbarat örgütleri, medya, sivil toplum örgütleri ve sermaye, doğrudan ya da dolaylı biçimde AKP’nin kontrolüne girecektir. Bugüne kadar muhalefeti dikkate almayan, farklı görüşlere hoşgörü göstermeyen, kendi iradesini milli irade olarak gören, basın özgürlüğünü tanımayan, özel yaşamın gizliliğine saygı duymayan siyasal iktidar, bundan sonra, ele geçirdiği yargıyı da kullanarak daha da otoriter bir yönetime kayacaktır. Nitekim bunun sinyalini İçişleri Bakanı vermiş, “Bu paket yasalaştıktan, anayasaya girdikten sonra farklı bir Türkiye olacak” demiştir.

İnsan hakları savunucusu, Nobel ödülü sahibi İranlı yazar Şirin Ebadi ile bitirelim. Ebadi, “İran’da İslamcı rejimin” ilk adımı yeni bir anayasa yaparak attığını, anayasal düzenin “birkaç kişinin eline geçtiğini” söylüyor ve bu anayasal düzen hakkında şunu vurguluyor; “Yüce lider, yasama, yürütme ve yargı güçlerini elinde tutuyor, parlamentoya, halka ya da başka yasal bir kuruma hesap vermiyor”. Ebadi’ye göre, Türkiye’de İran’ın yolundan yürüyor.

Bülent Serim
Anayasa Mahkemesi Eski Genel Sekreteri
Odatv.com

GÜCÜM BURAYA KADAR BAĞIŞLAYIN

Şok şok… 12 Eylül referandumu MHP’yi parçaladı. Bu sütunlarda yazdığım Zehirli Balık yazımda derinliğine belirtmiştim, cemaat dokunduğu her şeyi zehirleyip dağıtıyor, diye. Ağar’ın partisi, Milli Görüş, Büyük Birlik ve nihayet MHP cemaatin ölümcül dokunuşuyla darmadağın oldu. MHP Devlet Bahçeli’nin büyük çabalarına karşın varlık sebebi-her şeyi olan Orta Anadolu’da hüsrana uğradı. Sadece Ankara’nın son belediye seçimlerini düşünün, Mansur Yavaş ve CHP’nin oyları AKP’yi kıl payı ikiye katlıyordu. MHP tam bir parçalanma yaşıyor. MHP 12 Eylül öncesi dinamizmini anti-komünizmden alıyordu ve MHP saflarını oluşturan köylü kitlelerle şehirli kitlelerin ayrışması hiç hissedilmiyordu. Şimdi MHP’li kitlelerinin hiç affedemeyeceği AKP’nin Habur ve Suriye sınırının satılması olayına rağmen oylarının nerdeyse yarıdan çoğunu kaybetmesi, Türkiye’ye yepyeni ve beklenmedik bir şok yaşatıyor. Bu inanılmaz şok’un boyutlarını ilk görmek isteyen ise Devlet Bahçeli’dir, anında erken seçim çağrısında bulunup, gerçek hasarın boyutlarını öğrenmek zorunda kalmıştır. 1960’lı yılların sonundan beri Orta Anadolu’da esip gürleyen MHP tam anlamıyla bir felaket yaşıyor.. Devlet Bahçeli’nin cemaate karşı tavrı çok iyi bilinmesine rağmen, cemaate karşı tavrını çok yaygın ve kitlesel olarak meydan meydan dillendirmemesi bugün feci bir hüsranla sonuçlandı. Oysa Devlet Bahçeli’yle MHP Türkeş’in dahi rüyasında göremediği oy oranlarına kavuşmuş ve yine Devlet Bahçeli’yle MHP hem şiddetle mesafe koyup hem mafyatik kabadayı çapulcu denilen kitlelerle bağını kopartıp tam bir şehir partisi olmuştu. Sonunda Türkiye’deki her şehirli partinin acı sonunu paylaştı, MHP de köylüleri şehirlilerinden fazla Orta Anadolu’nun partisiydi şimdi o da hem de başta Yozgat, Erzurum, vs., olmak üzere aforoz edildi ve yok olmak üzere..

Velhasıl seçim sonuçlarını en iyi tahmin eden anket şirketi yine o, bu, şu değil, rahmetli Aziz Nesin çıktı.

Seçimin mağlubu yine aynıdır ve Türkiye’nin sosyolojik gerçeğine ayak uyduramayan şehirli oylar, varoşlara ve köylülere karşı yine büyük bir hezimet yaşamıştır. AKP’nin oy aldığı aynı bölgeler elli yıldır sağ siyaseti besledi. Değişen bir şey yok, daha önce Menderes, Demirel, Özal, Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller ve benzerleri, köylü, kurnaz, göz göre göre insan evladını utandıran yalan ve hırsızlıklarıyla seçimi nasıl kazanmışlarsa sağcı oylar yine aynı yoldan Türkiye’nin siyasetini belirlemeyi sürdürmüştür.

Bu seçimde değişen ise, büyük medyanın tümüyle bu köylü varoş gerçeğini kabullenip hayati bir can simidi gibi bu yalan ve hırsızlıkları hem örtbas etmiş hem de her sağcı siyasetçi gibi bu gerçeğe ayak uydurmayı tek çıkar özgürlük yolu olarak görmüş olmasıdır.

GÜNEŞ PENSİLVANYA’DAN DOĞDU DOĞACAK
Sizler, ey okuyucular, siz de yarın bir istikbaliniz olsun istiyorsanız, bu köylü, kurnaz, hırsız, yalancı düzenbaz gerçeği bugünden, henüz yirmili yaşlarda fark edip kendinizi bizim gibi fazla yormayın..

Daha dün devletin en mahrem en gizli dairelerinden sınav soruları çalındı ve onlarca yıldır aynı yoldan çalınıp savcılar ve polisler yetiştirilip devleti ele geçirme planları açığa çıkmıştı. Bu kadar açık hırsızlıklara rağmen, AKP yüzde 58 oy alıyorsa, yaşasın Hırsızlar, Yaşasın bu hırsızları bağrına basan örtbas eden medya diye, takdir etmekten başka ne yapabiliriz.

Ey ülkesi için üzülen genç çocuklar, alkışlayın hırsızları, alkışlayın hırsızlıkları kim yaptı diye hiç sormayan özgürlükçü medyanızı.. Bugünden tezi yok kararınızı verip saflarınızı değiştirin, hırsızlar cemaatçiler yandaşlar Türkiye’yi ele geçirdi, sadece TRT’nin on-onbeş kanalı var, birinde olsun iş bulabilirsiniz, yolunuz Engin Ardıçlar’ın Yeni Şafaklar’ın Milli Görüşçüler’in Mehmet Ali Birandlar’ın Mehmet Barlaslar’ın Vakitçiler’in yolu olsun.. Şaklabanlık yalakalık rehberiniz olsun.

Yürüyün hırsızlar kim tutar sizi..Bu kadar aleni, fesupanallah dedirten yalanlara rağmen büyük kitleler yine size oy veriyorsa, bu ülkede hiç aç kalmazsınız, talihiniz sonsuza kadar açık olsun.

Genç adam, gördünüz işte elli yılın sağ iktidarlarının hazırladığı acı gerçeği, siz siz olun bu hayal kırıklığını bir daha yaşamayın. Gördünüz işte dağ başını hırsızlar almış, güneş ise Pensilvanya’dan doğdu doğacak. .Bugünden tezi yok, maaşlarınız düzgün öngörüleriniz hep sağlam ve siz ziftlenirken halkımız hep yanınızda sırtınızı gururla sıvazlayacak, bu acayip tabiat gerçeğine karşı fazla direnemezsiniz, fareler dokuz dokuz aslanlar tek tek çoğalır, insanlık ülküsü demokrasiye teslim olun, siz de bugünden tezi yok Okyanus Ötesi’ne selam durun.

HAYIRLI OLSUN
Velhasıl bize de takdir etmek düşer, sınav sorularını çalan derin devletin sahipleri kendilerini daha derin kılmak için bu çalınmış sınav sonuçlarıyla on yıllarca polisler savcılar yetiştirdiler ve hepsinin gayretiyle işte adaletine özgürlüklerine ve ahlak’ına hayran olduğumuz müthiş bir iktidar yola çıktı, insanlığa hayırlı olsun..

Referandum sonuçları Pensilvanya’ya hayırlı olsun, Amerika’ya hayırlı olsun, AB sözcülerine hayırlı olsun, yandaş medyaya ve bilumum köşe yazarlarına hayırlı olsun, büyük medyanın Turgay Ciner’ine hayırlı olsun, NTV’nin sahibi Ferit Şahenk’e hayırlı olsun, maden ruhsatlarına eline geçirenlere hayırlı olsun, derelere hidroelektrik santralı için yola çıkanlara hayırlı olsun, eski kaşarlanmış solculara eski köfte ülkücülere hayırlı olsun, buğdayın ithal edildiği ülkede Konya’da yüzde seksen oy verenlere hayırlı olsun, et ithal edildiği bugünlerde Afyon ve Kütahya’dan yüzde yetmiş oy verenlere hayırlı olsun, devleti ele geçirmek için soruları çalıp kendi polis ve savcılarını yetiştirenlere ve göz yuman medyaya hayırlı olsun, kalan yaşamını Kanada’da sürdüren haham Tuncay Güney’e hayırlı olsun..

SKY’dan beni kovanlara da hayırlı olsun, sonra çalıştığım Avrasya TV’yi Digitürk’ten kovup yerine Melih Gökçek’in kanalını koyanlara hayırlı olsun. Yediğimiz ambargo ve sansürler yetmiyormuş gibi adımıza yazımıza programlarımıza Cumhuriyet Gazetesi’nde, Halk TV’de dahi ambargo koyanlara da hayırlı olsun.

Altmış yılın sağ iktidarları Menderesler’e Demireller’e Çiller’e Mesut Yılmazlar’a, hepsine kucak dolusu teşekkürler, işte büyüttüğünüz Türkiye, öpüp koklayın, tıka basa yiyin tıksırın doya doya..

Bana da yuh olsun, Silivri’de hala niye tutuklandığını bilmeyenlere de yuh olsun.

AYRANIMIZ BU, YARISI SU
Yalnız bir tek sana yazıklar olsun Mustafa Kemal Atatürk, yurdumuzu esaretten kurtardın ama ağadan şeyhden kölelikten kurtaramadığın için, kabrinin kutsallığına sığınıp elli yıl sağ iktidarlarla koyun koyuna siyasetçilik yapıp yan gelip yatanların elinde Cumhuriyet oyuncak olduğu için..

Ne bekliyordunuz, paçasını ruhunu cemaate kaptırmış milliyetçi muhafazakar oylar mı umuyordunuz. Devrimci olacak gücü kendinde bulamayanlar sadece köpeklerdir, köpeklerin yalnız kapıları ve sahipleri değişir. Daha dün bir umuttur belki deyip uçmayı bekliyordunuz, bugün mutlak zafer alkışları içinde başbakan ilk konuşmasında Pensilvanya’ya şükranlar gönderip nihayet karanlıklardan aydınlığa çıkacağımız müjdesini veriyor.

Bu toprağın ve Cumhuriyet’in çocukları, yenilgi bizim için sürpriz yeni ve hiç de ilk değil, altmış yıldır alışığız, boy diyenler soy diyenler mezhep diyenler cemaat diyenler, hırsızlar, yalancılar altmış yıldır kazanıyor, ayranımız bu, yarısı su, işinize gelirse..

Artık önünüz açıldı, buyurun Haburlar’a kaldığınız yerden devam edin, artık yandaş medyanızın maaşlarını ikramiyelerle referandum primleriyle ödüllendirin. Artık kime satarsanız satın, artık tıksırıncaya aksırıncaya kadar sabahlara kadar halkın oylarıyla gönül rahatlığı içinde yiyin efendiler, sizi artık kim tutar. Kızılırmaklar’ı Fıratlar’ı ne kalmışsa sekiz yılda yarından tezi yok parçalayın bölüşün üleştirin. Halkın oyunu aldınız mı aldınız, Allah şahit yalnız ve yalnız siz haklısınız. Camii kapılarında sizi alkışlayan Müslümanlara hayırlı olsun, milli görüşçülere hayırlı olsun, artık tek vücut oldunuz, artık tek beden büyük devasa bir halk gücü oldunuz, yürüyün AKP’liler, ilk hedefiniz Akdeniz, bir sahiller mi kalmış, Toros’un dağlarında birkaç köy, Tunceli’de birkaç Alevi mi kalmış, alın ıspanaklarınızı makarnalarınızı hücum AKP’liler, ilk hedefiniz Pensilvanya..

Tuz şeker suda ne kadar kalır, eridik bittik işte, kaç tane dava açtılar hiçbiri bizden diyeceğimiz gazete ve sitelerde dahi haber olmadı, kaç yerden kovulduk, bizden diyeceğimiz yerlerin hepsi dahi karanlıkta boğulmamızı sadece seyrettiler.. Ne bitmez iftiralara suçlamalara maruz kaldık çoluk çocuk dahi bu iftiraları utanmaksızın alayla çoğaltıp şahsımıza hücuma geçtiler.. Geçen bu sekiz yılda en çok yazı yazan en çok konuşan ve en çok dava açılan ve tek bir avukat dahi bulamayan bir yazar olarak, içerden diyebileceğimiz ne kalleşlikler gördük, ne yapalım deyip sustuk.. Şimdi ambargo koyanlar iftira atanlar açık farkla kazandı, yolunuz açık olsun..

Birkaç yalan daha ha gayret, birkaç fırıldak daha, birkaç kömür yardımı daha, rötatifleriniz, milyar dolarlarınız, ihaleleriniz her şey ülkemizin menfaati için, adalet hukuk için, ha gayret az kaldı. Ülkemiz artık yarına kalmaz özgürlük ve hürriyetlere kavuşacak. Halk size oy verdi mi verdi, artık milyar dolarları utanarak gizleyerek değil aleni açık gün ortasında yemeniz için kapılar ardına kadar açıldı. Utanılacak gizlenecek dokunulmazlıklara sığınılacak hiçbir yasa kalmadı. Nasılsa hesap soracak hakim savcı hukuk kalmadı, artık size oy verenlerin “Ya Allah Bismilah Allahüekber” sloganlarıyla cami önlerinde topluca “euzubillah” der amin der yersiniz.

Size de yuh olsun, yandaş medyanın ekranlarına gidip güya horoz dövüşü yapan sahte kahramanlar, onurunuzla köşenizde bir başına oturmayı beceremediniz. Liberallere övgüler düzen ek’ler çıkartan, kuyruk yağından kakırdak gibi Cumhuriyet Gazetesi’nden ne bekliyordunuz, ne yaptığını kimsenin bilmediği Halk TV’de televizyonculuk oynayanlardan ne bekliyordunuz, ülkesinden habersiz, şahsi bencillik ve kaprislerinin adını ilerici solculuk koyanlardan ne bekliyordunuz? İktidarın bir tokadını yiyip korkudan ebediyen susup kaçanlardan ne bekliyordunuz, bertaraf oldunuz işte, paracuklarınıza ışıltı ekranlarınıza hanım spikerlerinize sabahlara kadar doymadığınız tartışmalarınıza, hayırlı olsun..

Ne bekliyordunuz, bu toprağın ekmeği sağcılara portakal dilimi şeftali gibi hep sulu yumuşacık iştahlı ve şehvetli, bize hep taş gibi kemik gibi hep sert oldu..

GÜCÜM BURAYA KADAR, BAĞIŞLAYIN
Şimdi dünden daha yalnız ama dünden daha güzelim.. Onların oy çuvalları var bizlerin her biri ayrı değer milyonlarca tek tek kendi örgüt gücü var. Onların gücü çöl tozu gibi tozu dumana katan medya örtbasları, yalanlar, iftiralar, bizlerin gücü ise doğru dürüst cesurca söylenmiş tek tek kelimeler, her biri üzüm tadında.

Şimdi başlıyor dünyada var olma heyecanı, insanlıktan süzdüğüm tek bilgi, düşünen hiç kimse ağalara şeyhlere siyasilere kolay av olmadı..

Çekeceğimiz daha çok acılar var, daha çok yanıp kavrulacağız, meyve şekerinin tadından kim usanmış, kim usanmış güzelden.

Şimdi başlıyor ülke cumhuriyet bağımsızlık aşkınızı bu en karamsar günden başlayarak ebediyen sınamaya..

Ben de bilmiyorum kardeşlerim gözlerini aşka aşkla kapatanların, gözlerini iftira ve yalanlara kapatanlarla savaşı nasıl ne şekilde sonuçlanır, vallahi bilmem..

55 yaşındayım dayanamazsam da artık sabredeceğim, bu maçı daha ne çok maçı kaybettik kaybederiz, ama Sadi’nin lafıdır, kimse sevgilime çirkin diyemez, sırtımdan bıçaklar yesem de…

Bir de özel notum var, referandumdan birkaç gün önce söylemiştim, artık yazacak konuşacak maddi gücüm imkanım kalmadı, ambargolara ve bedava yazıp çizmelere ve bitmeyen mahkemelere karşı bugüne önceden yazdığım 25 kitaptan birkaç lirayla gıdı gıdına geldik, kararım şu, gelecek seçimlerden bir iki ay önce yine yazıp konuşma imkanım olursa çıkar görevimi yaparım, içinizde en çok konuşan en çok yazı yazan kardeşinizim, gücüm buraya kadar.. Bağışlayın.. Belki arada bir Serdar Akinan’ın Mızıkacılar Sitesi’ne çıkar beş on dakika konuşuruz. Nazım’ın hiç bilinmeyen ama en güzel şiiridir, ‘rüyamda yari gördüm şöyle belden yukarı, bulutların ardından ay gibi gider, o gider ben giderim, hepsi bu kadar..’ Şimdi bırakmadan önce yazarlığı son satırına gelmişken yazarlığım, şiirimiz ne diyor yorumlamak istiyorum, son cümlem:, ‘rüyamızda bulutların ardından akan yarimizi görmüştük, hepsi buydu, hayat dünya her şey işte hepsi bu kadarcık..’

Nihat Genç
Odatv.com

23 Ağustos 2010 Pazartesi

HANEFİ AVCI'NIN KENDİSİ BİR BELGEDİR

Türkan Saylan öldü gitti, yaşlı kanser hastasının evi arandığı gece TV'ye çıkan Nazlı Ilıcaklar ne diyordu: iddialar var efendim, iddialar. Karşı taraf delil yok belge yok, kanunsuz isnatsız yaka paça insanları tutukluyorsunuz diye çırpındıkça, her Allah'ın akşamı yüz çeşit TV'ye çıkıp iddialar var efendim efendim yaygarasını bastılar. Erol Manisalı alındı belge sorduk, iddialar var efendim dediler, Kanadoğlu'nun evi arandı belge sorduk, iddialar var efendim, İlhan Selçuk niye alındı, iddialar var efendim. Bu Ergenekon Balyoz haksız tutuklama sürecinin adını, 'iddialar var efendim' diye koyabilirsiniz.

Ve Tuncay Güney gibi saçma sapanlığı amatörlüğü karışıklığı tezviratı çok açık bir kişinin Türkiye'de yaşayan herkesi acı acı güldüren komik iddialarına TRT'leri açtınız, yüz çeşit haber bülteni sabah akşam yayın yaptı..

Yetmedi, şaibeli gizli tanıkların ifadeleri kaç yıldır manşetlerden inmiyor, yetmedi, PKK itirafçılarının her uydurduğu kahpece tezgah sözler her akşam TV programlarında saatlerce günlerce aylarca ve yıllarca tartışılıyor..

Şimdi, eski bir istihbarat daire başkanı ve bugün emniyet müdürlüğü yapan ve geçmiş siciline kimsenin dil uzatamayacağı bir devlet görevlisi Türkiye'deki ortaçağ devlet yapılanmasının tam anlamıyla cemaat tarafından yönetildiğini söylüyor. Ve düne kadar suçlayan, iftira atanlar hemen 'savunma' pozisyonuna girdiler.

Ne diyorlar savunmalarında, Hanefi Avcı'nın elinde belge yok, delil yok...

Düne kadar saldırılan bizdik ve delil yok belge yok diye canımız yanarak haykıran bizdik..

Şimdi cemaatçiler ve cemaatseverler 'belge yok, delil yok' diye savunmaya geçtiler..

Roller Hanefi Avcı'nın bir kitabıyla bir günde değişti..

Ancak Türkiye'ye yıllardır hukuk nizamı vermeye çalışan ve yıllardır bize evrensel hukuk incileri söyleyenlerin hukuk bilgilerinin sıfırın altında olduğu da bugün itibariyle ortaya çıktı..

Sayın cemaatseverler, belge yok diyorsunuz, Hanefi Avcı sorgulanır ne olup olmadığı daha iyi anlaşılır.

Taraf Gazetesi'ne kimlerin postaladığı bilinmeyen, fotokopi kesme yapıştırma, halen TÜBİTAK’ından teknolojik kriminal merkezlere kadar kimsenin anlayamadığı her sayfası tartışmalı bavullar dolusu kağıtların her biri belge oluyor, kamuoyunda bir yıla yakın tartışılan şaibeli ıslak imzalar belge oluyor, telefon kayıtları belge oluyor, ama Hanefi Avcı'nın kitabı belge olamıyor… Hanefi Avcı şaibeli kopya bir kağıt parçası değil, canlı canlı karşınızda. Halen görevde. Sicili temiz. Hatta bir dönem çok sevdiğiniz çok yakınınız.

Bilmeniz gereken şudur, bir istihbarat daire başkanının kendisi 'BELGE'dir.. Halen görevde ve sicili temiz bir emniyet müdüründen daha gerçek ve daha büyük HUKUKİ BELGE yoktur.

Yıllardır başımıza alikıran başkesen savcı hakim avukat hukukçu özgürlükçü kesildiniz ama hukuki bir belge'nin ne olup olmadığını hala bilmiyorsunuz..

Bir daha öğrenin, bu bir gizli tanık, bir PKK itirafçısı değil karşınızdaki.. Öğrenin, istihbarat daire başkanının kendisi BELGE'dir..

Öğrenin en değerli HUKUKİ KANIT listesinin başında devletin Emniyet Müdürleri'nin şahitliği gelir…

Nihat Genç
Odatv.com

10 Ağustos 2010 Salı

Ciğerleri Kanıyor

“Yargı” diyordu Baş Bakan, “ciğerlerimizi kanatıyor!”

Ne diyelim haklıdır, ciğerleri kanatan nice yargı adamı var şu beli doğrulmayan memlekette:

✰Yargı adamları var, “mahkeme kararları yok hükmündedir” diyen.

✰Yargı adamları var, dosyayı görmeden, adlarını bilmediği birçok kişinin telefon görüşmeleri kayıt altına alınsın diye kararlar imzalayan.

✰Belediyeleri ne plan ne program dinliyor; yıkıyor, yapıyor, borç-harç içinde yüzüyor; ama yandaşlara ödeyip duruyor. Yargı adamları var, sinema seyreder gibi izlemekle yetiniyor.

✰Yargı adamları var aklına eseni yapıyor; ne yasa dinliyor, ne kural, ne kişilik hakları…

Daha ne yargı adamları var bir bilseniz; hiç ciğerleri kanatmayan!

✯

Namuslu memur var, görevini yerine getiriyor, iş uygunsuz olunca demiri kestirmiyor Emire. Memur görevden uzaklaştırılıyor. İş düşüyor Danıştay’a, memura karşı yasa dışı davranış saptanıyor.

İktidarın ciğerleri kanıyor. Bütçe açık veriyor; en büyük kentin en tarihi yerini Körfez şeyhlerine satıyorlar. Bazı oyunbozanlar, yasa dışıdır deyip yargıya başvuruyorlar. İşte o yargı var ya o yargı; ihaleyi yok hükmünde sayıyor.

Sadrazamın ciğerleri kanıyor da kanıyor! Sınır boyları adı gizlenen yabancılara 49 yıllığına kiralanıyor. Yine bir oyunbozan yargıya başvuruyor. Yargı basıyor kararı; yurt toprağıdır, ulusal güvenliktir, diyor, kiralayamazsın, diyor.

Sadrazamın ciğerleri kanıyor. Böyle yargı mı olurmuş; işi gücü bırakmış yasaları uygulayarak ciğerleri dağlıyor, kanatıyor! Yok, artık başka çare; eşit adalet dağıtacak yargının yerine emir kulu kadı-hâkimler atanacak! Ciğerler kanamamalı; yürekler yağ bağlamalı!

✯

PKK emir üzerine siyasal yaşama katılmalı; kadı-mahkemeler Anayasa, ulusal güvenlik diye tutturmamalı! PKK saldırıp onlarca askeri vuruyor, zamane Padişahı “Münferit olay” deyip gülümsüyor. PKK pusu kuruyor, askerlere kıyıyor; Sadrazam bıyıklarını buruşturuyor; “Bakalım ardında kim varmış?” diyor. O yargı var ya o yargı, pusuya yatmış, yüce divanlar düşlüyor.

Ciğerler kıyım kıyım kıyılıyor; için için yanıyor!

✯

Kim oluyormuş bu yargı?

Kaldırırız yargıyı, kaldırırız Cumhuriyet devletinin kuruluş maddelerini; bakalım, olmayan yargı karar verebilecek mi? Koyarız bizim kadı-hâkimleri mahkemelere, söküp atarız o yargının cüppelerini! Sıkışırsa kadı-hâkimler başvururlar ulemaya!

✯

Sadrazam “yargı” deyince yalnızca cüppeli yargıçları anlıyor! Yasalar, kurallar, yargılama yöntemleri “yargı”dan sayılmıyor. Bir yargıç yanlış karar verirse başvurulacak Yargıtay var, Sadrazam kurumu yargıdan saymıyor!

Devlet yönetimi, hükümetler yasaları uygulamazsa, kurallara aykırı olarak çalışanları ezerse Danıştay var! Sadrazam o kurumu da yargıdan saymıyor. Saymıyor, çünkü o kurumlar emir dinlemiyor. Hele şu Anayasa yıkımına bir “Evet” çıksın, görecek o ciğer kanatanlar!

✯

Türkiye bu ikili hukuk düzenini kaldıramıyor: Yaslarla, kurallarla bağlı, siyasilerden bağımsız bir hukuk düzeni ya da İslam ulemasının emirlerini demirleri kestiği “Şer'i” düzen!

Şimdi söyler misiniz; durum böyleyken şu geçmişin devrimci şef-yazarları ne oldu da, bu gelişmeleri “demokrasinin ilerlemesi” olarak yutturmaya kalkıyorlar?

Çöplüğün Soytarısı, “Bağımsız yargı” diyenlere niçin ama niçin hakaret edip duruyor?

Grev çadırlarının ünlü öğretmeni ne oldu feminist havalarda yeşil-siyah İslam devrimini destekliyor?

CIA’nın muteber adamlarını bir yana koyarsak şarkıcı-aydınlar, kadı-hâkimlerin önünde hangi düşünce özgürlüğünü savunacaklarını sanıyorlar?

Mustafa Yildirim

12 EYLÜL’DE NASIL BİR TUZAK PLANLANIYOR?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Dolmabahçe-Bomonti tünelinin açılışında, “12 Eylül’de yapılacak referandumla 12 Eylül darbecilerinin ve onların yardımcılarının hesap vereceğini” söylemiştir. (Vural Savaş, Sözcü, 23.07.2010) Başbakan’ın söylemi, Anayasa’nın geçici 15. maddesinin kaldırılmasına dayanmaktadır.

Bu söylem gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü, geçici 15. madde kaldırılarak “12 Eylülcülerden” hesap sorulabilmesi hukuken olanaklı değildir. Açıklamaya çalışalım…

1) Öncelikle belirtmek gerekir ki, AKP, Anayasa’nın geçici 15. maddesinin kaldırılmasını, 12 Eylül’le hesaplaşmak için değil, kendi sivil dikta rejimini sağlayacak yargı darbesine ilişkin değişiklikleri gözden kaçırmak ve bu yolla referandumda “evet” oyu çıkması için araç olarak kullanmıştır. Yani bu geçici maddenin kaldırılması bir “tuzak” değişikliktir.

Çünkü, geçici 15. maddenin yürürlükten kaldırılması 12 Eylülcülerin yargılanmasını sağlayamaz; buna hukuken olanak yoktur.

Her şeyden önce geçici 15. madde bir “af normu” niteliğindedir. 12 Eylül’ü yapanlar için af getirmiş, eylemi suç olmaktan çıkarmıştır. Geri dönüp, “affı kaldırıyorum, eylemi yapanları yargılayacağım demek” olanaksızdır. Aleyhe düzenleme içeren yasaların geçmişe yürümedikleri bilinen bir hukuk ilkesidir. Geçici 15. maddeyi kaldıran yasa da yürürlüğe girdikten sonra hüküm ifade edecek, geçmişe yürümeyecektir.

İkinci olarak, Anayasa’nın 38. maddesine göre, hiç kimse “işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz”. Türk Ceza Yasası’nın 7. maddesinde de, “işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz” kuralına yer verilmiştir. Yine TCY’nın 7. maddesinde, “suç işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır” denilmektedir.

Bu kurallar karşısında, Anayasa’nın geçici 15. maddesinin yürürlükten kalkmasıyla “12 Eylül darbecilerinin ve onların yardımcılarının hesap vereceğini” iddia etmek, hukuk bilmezliğin itirafından başka bir şey değildir. (Vural Savaş, Sözcü, 23.07.2010) Bu yolla, hukuk bilmeyen bilmemesi de doğal olan halk etkilenmeye çalışılmaktadır.

Ayrıca belirtmek gerekir ki, TCY’nın 71, 68 ve 311. maddeleri uyarınca olayda zamanaşımı süresi de dolmuştur. (Av. Uğur Yetimoğlu, Cumhuriyet, 03.08.2010) Bu nedenle de, 12 Eylül darbesini yapanları yargılamak olanaksızdır.

Bu hukuksal nedenler, Anayasa’nın geçici 15. maddesinin yürürlükten kalkmasıyla “12 Eylülcülerden hesap sorulamayacağını” ortaya koymaktadır.

2) Aslında bunu Sayın Başbakan da bilmektedir. Başbakan’ın bildiğini Fethullah Gülen, açıkça dile getirmiş ve “Referandumun sadece 12 Eylül’ün kirlerini temizlemeye ve darbecilerle hesaplaşmaya vesile gibi gösterilmesi doğru değildir. Bu sayede darbecilerden intikam alınacağını düşünmek yanlıştır” (Cumhuriyet, 02.08.2010) diyerek, tarikat ve cemaatleri koruyup kollayan, bu yolla ivme kazanmalarına yardımcı olan 12 Eylül yönetimine sahip çıkmıştır.

Bu söylem, Başbakan’ın özde 12 Eylül yönetimiyle hesaplaşmak amacında olmadığı, geçici 15. maddenin yürürlükten kaldırılmasının “tuzak” düzenleme olduğunu ortaya koymuştur. Çünkü hiçbir tarikat ve cemaat mensubu kendilerine yardımcı olan ve bugünlere gelmelerini sağlayan bir yönetimden hesap sormaz.

3) Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Yalova Marina’daki toplu açılış töreninde yaptığı konuşmada, “Askeri darbelerde nice delikanlılarımız darağacında sallandırıldı, asıldı” diyerek, daha önce parti grubunda yaptığı gibi 12 Eylül’deki idamları, dolayısıyla 12 Eylül’ü eleştirir görünmüştür. (Cumhuriyet, 24.07.2010)

Oysa Sayın Erdoğan, Refah Parti İl Başkanı olduğu o günlerde, idamların önlenmesi için kendisini ziyaret edenlere, “Haşa idam cezalarının kaldırılması söz konusu değildir… Biz kısmet olur iktidara gelirsek Fatih Sultan Mehmet kanunlarını getireceğiz. Düzenin kurulması için idam cezalarının devam etmesini sağlayacağız” diyebilmiştir. (Cumhuriyet, 24.07.2010) Bu saptama da, geçici 15. maddenin kaldırılmasının bir “tuzak” değişiklik olduğunu göstermektedir.

4) 12 Eylül döneminde yapılanlar ile AKP iktidarının son üç yılında yapılanlar arasındaki benzerlikler, amacın “12 Eylül’den hesap sorulması” olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

Gerçekten, 12 Eylül 1980’de yapılan darbeden sonra askeri rejim tüm karşıtlarını tutuklatmış, o dönemde insan haklarını hiçe sayan uygulamalar yapılmıştır.

12 Eylül 2010’da durum farklı mıdır? Özel yetkili mahkeme, gizli tanık ve ihbarcı uygulaması getirilerek Atatürkçü, yurtsever, AKP karşıtı aydınlar, akademisyenler, gazeteciler, askerler, politikacılar, tarikat ve cemaatlerle uğraşan savcılar tutuklattırılmış, insanlar yasa dışı yollarla dinlenerek kutsal olan özel yaşamlar alt üst edilmiş, temel hak ve özgürlükler, adil yargılanma hakkı, masumiyet karinesi bir yana bırakılmış, yandaş medya yardımı ile insanlar, yargısız infaza tabi tutularak suçlu ilan edilmiştir. Yargı aracılığıyla YAŞ kararlarına bile ambargo konulmuş, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin düzeni ve disiplini siyasal iktidarın çıkarı doğrultusunda yok edilebilmiştir.

Tüm bunlar, AKP anayasa değişiklik paketinde geçici 15. maddenin kaldırılmasına yer verilmesinin “12 Eylül’den hesap sorulması” amacıyla yapılmadığını ortaya koymaktadır.

5) AKP Anayasa değişikliği çalışmalarına başladığını açıkladıktan beri bu değişikliklerin Atatürk Cumhuriyeti’ni İslami Cumhuriyete dönüştürmek için yargıyı ele geçirmeye çalıştığını, değişiklik paketiyle bunun hukuksal alt yapısının hazırlandığını söyleyip durduk. Bu konudaki hiçbir söylem Fethullah Gülen’in referandumda “evet” denmesini istemesi kadar etkili olamadı, olamazdı.

Prof. Dr. Hakan Yavuz’un nitelemesiyle “AKP’yle koalisyon içinde iktidarı hedefleyen” (Leyla Tavşanoğlu ile söyleşi, Cumhuriyet, 25.07.2010), AKP ile özdeşleşen ve siyasallaşan cemaatin lideri Fethullah Gülen, “O paketin içinde milletimizin istikbali için çok önemli maddeler var; bu itibarla da değişiklik paketi bu yönüyle desteklenmeli ve ‘evet’ oyları bu niyetle verilmelidir. Değil sadece kadını erkeği, çoluğu çocuğuyla hatta imkan olsa mezardakileri bile kaldırıp ‘evet’ oyu kullandırmak lazım” diyerek (Cumhuriyet, 02.08.2010), değişiklik paketinin, Cumhuriyet rejimini daha İslami bir yapıya dönüştürülmesi, tarikat ve cemaatlerin Türkiye’yi yönetmeleri önündeki hukuksal engellerin ortadan kaldırılması yönünden ne kadar önemli olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

Demek ki, “12 Eylül’den hesap sorma” söylemi de, değişikliklerin gerçek amacını gizlemek ve referandumda “evet” çıkmasını sağlamak için kurulan tuzaklardan yalnızca biridir.

Bülent Serim
Anayasa Mahkemesi eski Genel Sekreteri
Odatv.com