Amerikalı bir savcının Adalet Bakanlığı’na danışmanlık yaptığını yazdığımda bakanlık bu haberi yalanlamıştı. Sonra Aydınlık dergisinde, Susanne Hayden adlı bu savcının, resmi olarak Amerikan Büyükelçiliği bünyesinde çalışmakla birlikte, 25-26 Ocak 2007’de İstanbul’daki hakim evinde, sekiz ilin özel yetkili Başsavcı vekili ve Adalet Bakanlığı’ndan üç yetkili ile çalıştay düzenlediği ve terörle mücadele yöntemlerini anlattığı ortaya çıkarıldı. Adalet Bakanlığı, bu haberler üzerine herhangi bir açıklama yapamadı.
Şimdi en az bu skandal kadar büyük bir skandalı yine açık kaynaklardan elde ettiğim bilgilerle bilginize sunuyorum...
Anayasa reformu denilen ve Türk yargı sistemini altüst eden çalışmalar, uzun süreden beri Adalet Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından sürdürülüyor.
Danıştay 2. Dairesi Tetkik Hakimi Fetih Sayın, Danıştay Başkanlığı tarafından görevlendirilerek 16-17 Nisan 2009 tarihlerinde Ankara Sheraton Oteli’nde yapılan semineri takip etti ve bir rapor hazırladı.
Fetih Sayın öncelikle UNDP’nin İnternet sitesini inceledi ve “Kurumsal Yönetim Perspektifinde Yargı Reformunun Desteklenmesi” projesinin 112 bin Amerikan Doları bütçesi olduğunu ve Ocak-Ağustos 2008 tarihlerini kapsadığını tespit etti.
UNDP sitesinde aynen şöyle deniliyor: “UNDP, ulusal hükümet nezdinde güvenilir bir ortaktır, yargıda iyi yönetişimi sağlamada ulusal hükümete katkı verecek pozisyondadır. Proje adalet reformunda Türkiye’ye yol haritası hazırlamak için hazırlanmıştır ve Adalet Bakanlığı, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Yargıtay ve Danıştay gibi yüksek mahkemelerin yapıları ve kendi aralarındaki etkileşimlerine yönelik genel bir değerlendirme sağlayacaktır.”
UNDP’nin “Türk Yargı Reformuna Destek” başlıklı raporunda da şu bilgiler veriliyor:
* “Yargı Reformunun Desteklenmesi Projesi kapsamında 13-14 Mart 2008 tarihinde Ankara’da bir çalıştay gerçekleştirildi. Geniş bir katılımcı topluluğunca gerçekleşen bu iki günlük çalıştayda Türkiye’nin yargı reformuna ilişkin çabaları ve özellikle de Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile Yargıtay ve Danıştay gibi yüksek mahkemelerin yapısı hakim ve savcılar gibi adalet aktörlerince tartışıldı.
* Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısındaki olası değişikliklere odaklanıldı.
* Katılımcılar ayrıca, Personel İşleri Dairesi Genel Müdür Yardımcısı’nca Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısı, üyelerinin seçim prosedürleri, atama ve terfilere ilişkin görev ve sorumlulukları hakkında bilgilendirildi. Çalıştayın ikinci günü, Yargıtay ve Danıştay başta olmak üzere yüksek mahkemelerin yapısına ilişkin tartışma ve görüş alışverişini mümkün kılan platformlara ayrıldı.
* Çalıştaya UNDP Bratislava Bölgesel Merkez Ofisi temsilcileri ve uluslararası danışman Larry Taman da katılarak Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun ve Yüksek Mahkemelerin yapılarıyla ilgili uluslararası düzenlemeler ve uygulamalar başta olmak üzere, küresel bağlamda yargı reformu ile ilgili deneyimlerini aktardılar”.
Fetih Sayın diyor ki, “Görüldüğü gibi bütün çalışmalar Adalet Bakanlığı’nın, bir başka anlatımla yürütme erkinin yönlendirmesi doğrultusunda sürdürülmüş, yargı erki kendisiyle ilgili olarak yapılacak önemli düzenlemelerin hazırlığında dışarıda tutulmuştur.”
Konuya devam edeceğiz...
Arslan Bulut
Yenicag Gazetesi
13 Temmuz 2010 Salı
19 Mayıs 2010 Çarşamba
Yeniden Samsun’a çıkmak!
Bugün 19 Mayıs! Bütün Türk Milleti için mutlu bir gün! Milli Mücadele’nin işaret fişeğinin yakıldığı gün! Kurduğu cumhuriyeti yaşatma bilinci versin diye Atatürk’ün Türk gençliğine bayram olarak hediye ettiği bir gün! Peki ya 18 Mayıs 1919! Veya 18 Mayıs 2010! Nasıl bir Türkiye’de yaşıyoruz? Atatürk Samsun’a çıktığı gün, durumu özetledikten sonra “Farkında olmadığı halde, başsız kalmış olan millet, karanlıklar ve belirsizlikler içinde olup bitecekleri beklemekte. Felâketin dehşet ve ağırlığını kavramaya başlayanlar, bulundukları çevreye ve alabildikleri etkilere göre kendilerince kurtuluş çaresi saydıkları tedbirlere başvurmakta. Ordu, ismi var cismi yok bir durumda” diyordu.
Kurtuluş çaresi arayanlar ise İngiliz himâyesi, Amerikan himayesi istemekte, bazıları da bölgesel çözümler üretmekteydi.
Atatürk’e göre “Türk ata yurduna ve Türk’ün istiklâline saldıranlar kimler olursa olsun, onlara bütün milletçe silâhla karşı koymak ve onlarla çarpışmak gerekiyordu...”
Ya bugün?
Türk ata yurdunun her köşesi ekonomik olarak bilfiil işgal edilmiş değil midir? Bütün ordular dağıtılmış olmasa bile en kritik görevlerde bulunan subaylar, 70’er 70’er gözaltına alınmakta değil midir? Ülkenin sinir sistemi olan haberleşme sistemi, bütün limanları satılmış değil midir? Dolaşım sistemi olan bankalar ve borsa yabancıların elinde değil midir? Maden yasası ve petrol yasası ile yer altı servetleri de yabancılara devredilmiş değil midir? İkiz Yasaların kabulü ile elde kalan milli servetin etnik gruplara bölüştürülmesi, böylece milletin ekonomik birlikteliğinin parçalanmakta olduğu bir gerçek değil midir? Solunum sistemi olan medya, artık yabancı sermayenin kontrolünde değil midir?
İktidarın başında bulunan zat, Amerika’nın Büyük Orta Doğu Projesi’nin eş başkanı değil midir? 1 Mart 2003 günü, Mersin’den Hakkari’ye uzanan Türk topraklarını 61 bin 750 Amerikan askerine işgal ettirmeyi, Samsun ve Trabzon Limanları ile bütün havaalanlarını Amerikan ordusuna devretmeyi öngören tezkere, bugünkü iktidarın tezkeresi değil miydi?
Millet fakrü zaruret içinde, olan biteni anlamaya çalışırken, bütün bu işgal operasyonunun mimarları, mızraklarının ucuna Kur’an sayfaları geçirmiş Muaviye ordusu gibi halkın dini duygularını istismar etmedi mi?
ABD’nin 21 yüzyıldaki en önemli stratejik girişiminin “İslam dünyasında reform” olduğu ve Türkiye’nin bunda büyük rol oynayabileceği resmen açıklanmadı mı?
Bu projeye göre Türk gençlerinin önemli bir bölümü, Hasan Sabbah modeliyle, tasarlanmış Amerikan İslâmının fedaileri haline getirilmedi mi?
Amerikan solu
Bütün bunlar yetmedi! Şimdi işgal tezkerelerine direnmeyecek, tarım arazileri dahil vatan topraklarının yabancılara satışına karşı çıkmayacak, devletin kuruluş felsefesinin, hatta rejimin değiştirilmesine onay verecek bir Amerikan solu tasarlanıyor!
Onun için CHP üzerinde içten de destekli iğrenç bir operasyon uygulanıyor! Mesele, Deniz Baykal’ın şahsi meselesi değildir! Mesele, Amerikan hegemonyasına direnen bir CHP istenmemesi, milletin vicdanında ve genetik yapısında bulunan bu direnci bütün parti mensuplarının siyasi iradesi haline getirmeye çalışan bir liderin tasfiye edilmesidir.
Geleceksizsiniz
Türk gençliği! Amerikan İslâmına, Amerikan soluna, Amerikan güdümlü sözde milliyetçiliğe razı olmayacaktır. Nitekim bugün üniversitelerdeki Atatürkçü Düşünce Toplulukları, Türkiye genelinde 19 Mayıs Gençlik buluşmaları düzenledi. Bildirilerinde bütün Türk gençliğine hitaben “Geleceksizsiniz!” diyorlar!
Mesaj şu; Yeni emperyalist saldırıya karşı tutumunuz geleceğinizi belirleyecek. O halde gelecek sizsiniz! Seyrederseniz hiçbir geleceğiniz yoktur!
Ey CHP’liler! Partinizin Amerikan eksenine girmesini seyrederseniz, Türkiye’nin geleceğini yok etmiş olacaksınız!
Ey Türk gençliği! Yapman gereken, yeniden Samsun’a çıkmak, bütün partileri Türkiye’nin kuruluş felsefesinde bütünleştirmektir.
Büyük Türkiye ancak böyle kurulabilir.
Arslan Bulut
Yeniçağ
Etiketler:
Arslan Bulut
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)